Bunlar alınmayacak şeyler değil

Az önce büyükçe bir marketten geldim. Aslında gitme amacım, evde ağzımı tatlandıracak hoş birkaç çikolatanın bulunmayışıydı, ancak aç olmam sebebiyle almadığım şey kalmadı diyebilirim. Ne aldım ne ettim biraz bahsetmek ve sizlerin de canını çektirmek isterim. Öncelikle çorba reyonundan başlayalım. Bilindiği gibi gerek bizim, gerek knorr, çorbalara son birkaç senedir büyük ağırlık verdiler. Acaip bir ürün çeşitlendirmesi söz konusu. Her gittiğimde yeni çorbalarla karşılaşıyorum. Bazıları birbirinden ufak nüanslarla ayrılıyor fakat yöreden yöreye isimleri değişiyor bu çorbaların elbette. Her neyse bugün çok farklı çorba almak istemedim ve tüm zamanlar best’imde bulunan çorbalardan olan; kremalı mantar çorbası, yayla çorbası, yuvalama çorbası, kremalı sebze çorbası ve lahanalı havuçlu kafkas çorbası aldım. Gün gün annem pişirir ben yerim herhalde. Daha sonra karşımda gözüme meksika fasulyesi konservesi çarptı. Bu konserveyi bulduğunuz yerde alın efendim. Pahalı olduğu için kimi insanlar sadece salatalarda kullansa da ben bildiğin yiyorum bunu.. Bizim pamukovanın minik kuru fasulyesi bir, bu iki o derece. Sonra hemen yanında fersan acı biber turşusu gözüme çarptı. Fersan zamanında promosyon olarak evime yollamıştı bu ürünleri, hakkaten hakkını vemek lazım güzel yapıyorlar. Önce büyük kavanozu aldım, sonra fiyatı tuzlu gelecek diye 370 gramlık kavanozu aldım. İyi de oldu. Oradan geçerken öğrencilik dönemimden beri ton balığı yemediğimi farkettim ve pınarınkinden aldım bir paket. Soğuk bölüme geçtiğimde uğramadan edemediğim tatlıların bulunduğu yer. Eker, tatlıları hazır olarak satma fikriyle çok iyi yaptı. Üstelik çok da ucuz. Bir kazandibi aldım, birkaç profiteröl ve puding. Canım çektikçe yerim diyorum. Meyve suları bölümünde de artık acaip çeşitlendirme söz konusu, en fazla aldığım kalem bu oldu sanırım. İki adet %100 üzüm suyu aldım(iç iç doyamıyorsun ki), sonra Tat’ın yeni çıkardığı yeşil meyve-sebze karışımını aldım, bir tane de ayva suyu. En son da süt aldım bir litre.

Buzdolabından Pınar Alaturca Pizza’yı kaptım. Fiyatı makul gözüktü, 4 tane idi.. Bol sucuk ve ince hamur göz kırptı almadan edemedim. Çocukluğumdan beri çok sevdiğim mandalinalı schweppesimi kaptım ve pizzanın yanında olması gereken coca cola’nın 1.5 litrelik olanını (2.5 litreliğin asiti hep azmış gibi gelir) da alarak kasanın yolunu tuttum. Bütün bunlar ne kadar tuttu dersiniz. Kafamda 50-60 liralık bir şey vardı ve öyle de oldu. Tam 60 TL tuttu. Çıkışta da aklıma şöyle birşey geldi. Araştırma amaçlı yüzlerce insan, 60 TL bütçe ile süpermarkete sokulsa ve sonunda herkesin neler aldığı incelense acaba sonuçlar nasıl olurdu.. İlginç bir tüketici endeksi ortaya çıkardı sanırım, yaşa, cinsiyete ve yaşam tarzına göre tüketiciler en fazla neyi alıyor bir güzel öğrenilirdi. Bu tip soruları sorarak yapıyorlar bazı anketlerde ancak önemli olan böyle bir şeyin pratikte olması diye düşünüyorum.

Reklamlar

Ramazan ve abartılan sofralar

2 sene sonra aniden ortaya çıkıp hiçbir şey yokmuş gibi kaldığım yerden devam ediyorum gördüğünüz gibi.. Böyleyim ben. Ramazanın ortalarında biryerlerdeyiz. Oruç tutuyor musun diye sorsanız, 5-6 gün tuttum sanırım diye cevap veririm. Gün çok uzun, uyumadan bitmiyor, açlık ve susuzluğa dayanmak çok zor. Her neyse efendim oruç tutmasak da aileyle birlikte iftar ve sahur yapıyoruz elbette. Ramazanın biz Türk halkı için de en önemli kısmı budur. Birçok insan eminim bu zevkleri yaşayabilmek için oruç tutuyordur. Önce sıcak bir çorba, sonra 1 bardak soğuk su.. Ardından yemeklere yumulmak, sofradan kalktıktan bir süre sonra kadayıf tatlını yemek ve sonra çayını içmek bambaşka bir zevk.. Gün boyu tutulan orucun mükafatı belki de. Biz Türk milleti olarak çok çıkarcı olduğumuz için, gücümüz doğrultusunda sofralarımızı bu hale getiriyoruz ramazanda. “Oruç tutan ben değil miyim ne de olsa, istediğim kadar yerim.. Her şeyi yerim” mantığı hakim. O yüzden alabildiğin kadar ramazan pidesi al, suyun eksik mi gün için de defalarca kontrol et, kolasız bir akşam geçirme, salatayı en güzelinden yap ve sonunda mutlaka tatlı (ki yaz günlerinde dondurma da iyi gidiyor yanında) bulunsun.. Üstelik iftar ve sahur arasında kısıtlı zaman olduğundan, tam olarak acıkmadığın halde hayvanlar gibi yemeye devam etmek ve kilo almak da cabası.. (Gelecek bu konu hakkında bir yazı daha gelecek) Bazen sorguluyorum bu abartı sofraları ama yine de içinde bulunmadan edemiyorum.

Acilen süper bir sofra kurman lazım ama nasıl?

Bugün marketten aldığım şeylerle güzel bir karnımı doyururken aklıma böyle bir şey geldi. Varsayalım eşiniz o gün size çok iyi bir sofra hazırlamanız gerektiğini söyledi, ya da siz ona işe gitmeden önce öyle bir şey demiştiniz. Evet ama uyukladınız ve unuttunuz yemeği yapmayı. Eşiniz aradı ve 15 dakika içinde geleceğini söyledi.. Ne yapabilirsiniz?

3 Seçenek var :

1- Eşinizi bekleyip hiç bişey yapmamak
2- Hemen yumurta vs. kırmak ve kahvaltıyla geçiştirmek
3- Köşedeki kebapçıdan lahmacun söylemek

Şimdi bu 3 seçenek de birbirinden beterdir aslında. Hiç bir şey yapmazsanız eşiniz şok olabilir geldiğinde ve sonuçlarına katlanmalısınız, yumurta vs. kırsanız ‘bu muydu sürpriz yemek’ tepkisiyle karşılaşabilirsiniz, kebapçıdan lahmacun söylemek de son derece arabesk bir davranış olacaktır.. Ben bu seçeneklere bir yenisini daha ekliyorum o zaman. Konserve ve hazır gıdalar almak.. Evet, tat ve tukaş adında sevdiğimiz 2 marka var, Tat’ın yaprak sarması, tukaş’ın da barbunya pilaki konservesi ünlü. Hemen bunları alıyorsunuz efendim. Bir tane de hazır tarhana çorbası alıyorsunuz. Yoğurt, karpuz yahut içecek de alıyorsunuz. Sonra 5 dakika içinde çorbayı hazırlayıp, hemen sofrayı kuruyorsunuz. Ortaya müthiş bir ziyafet çıkıyor. Alın size 3 çeşit, masrafsız, uğraşsız bir sofra.. Bütün bunların yanına yakınlarda bir mezeci varsa arnavut ciğeri, haydari, patates püresi vs. gibi şeyleri de ekleyip sofrayı doruklarına ulaştırabilirsiniz.

Şimdi Tat’ın yaprak sarması çok güzel, kuşüzümlü olmuyordu bizim sarmalarımız ama ben yiye yiye alıştım. Gerçekten fevkalade.. Tukaş zaten her şeyiyle sevdiğimiz bir marka, barbunya pilaki de de en iyisini o yapıyor. Tarhana çorbası neden derseniz hazır olduğu halde ev yapımı gibi gözüken çorbadır tarhana.. O yüzden bütün bunları hazır aldığınızı bile tahmin edemez eşiniz, yaptığınız güzel yemekler için size minnettar olur.

Bunları dışarıda yiyecek olsanız 25-30 ytl’den aşağı hesap ödemezsiniz. Ama aynılarını eve alınca 5-10 YTL civarı kapatmış oluyorsunuz akşam yemeğini..

Tabi her gün yapmayın bunu, kendiniz hazırlayın.. Ben öğrenciyim malüm 🙂

Kolay kahvaltı

Kahvaltı insanın her zaman yapamayacağı bir şey. Hele benim gibi gece geç yatıyor ve geç kalkıyorsa, sigara içiyorsa sabahleyin bişeyler yiyemez kesinlikle. Ama tamamen alışkanlıkla ilgili yine de bu. Kahvaltı sabah olmak zorunda değil, ben günün ilk yemeğine kahvaltı derim ve aynı sabah kahvaltısında olduğu gibi hafif şeylere yemeğe gayret ederim. Özellikle son bir kaç aydır, okulumuz deü iibf’nin hemen yanıbaşında bulunan “Beyaz Fırın” adlı pastahaneden aldığım kanepe,karşıyaka simidi ve pizza ile karın doyurmaktayım. Aşağıdaki kıraathaneye oturur bir de duble çay alırım tamamdır. Haftasonları bile gidiyorum oraya evimden, kahvaltımı yapıp geliyorum. Kolayıma gidiyor bu şekilde. İzmir’de genel olarak pastahaneler güzel şeyler yapıyorlar ama bu Beyaz Fırın’ın yaptıklarını hiç bir yere değişmem. Zaten çok beğenildiği için günün her saati tıklım tıklımdır, ve akşam saatlerinde bile yeni poğaçalar çıkar fırından. Şimdi okulun oralardan gelecek olan kız arkadaşıma sipariş verdim. 2 Kanepe, 1 Pizza ve 1 Simit getirecek.Her zamanki menüm 🙂 Güzel güzel yiyeceğim sonra..)

Tadın tadı

Tat, en kalıcı duyu hafızası olmalı. Bir şeyin tadını sadece bir kaç kez aldığımız vakit, onu çok uzun süre unutamıyoruz. Gördüğümüz şeyleri unutabiliriz, birisine dokunduğumuzda hissettiğimiz bir şey bir dahaki seferde bize daha farklıymış gibi gelebilir, duyduğumuz şeyleri zaten çok rahat unutabiliyoruz. Ama düşündüğümüz zaman bir tadı hafızamıza aldığımızda onu çok daha zor unutuyoruz. Hatta bu iyi bir tatsa onu özlüyoruz resmen, arada bir kumpir,pizza,kumru gibi şeyleri yemek istemenin-bazıları için tabi bu çikolata oluyor ama ben öyle her çikolatayı sevmem- sebebi bu olmalı sanırım.

Tatla ilgili hafızamız sanki beynimizde değil de direk tat alıcı organ olan dilimizde yer alıyor. Bazen aklımıza bir şeyin tadı geldiğinde ağzımız sulanıyor,hatta onu yemiş gibi oluyoruz birden (özellikle ekşi şeylerde daha bir belirgin bu olay) Demek her $ey beyinde bitiyor. Sevdiğimiz yiyecekler de beynimizi en fazla etkileyen şeylerden ibaret demek ki… 🙂

Balık sevilmez mi be!

Babamın lafı bu, eskiden evde (hala öyledir belkide) her hafta balık yerlerdi bizimkiler. Ben de balığı sevmek yerine nefret etmiştim nedense. Aslında evde yenen ne yemek varsa sorun çıkartırdım ben. Eskiden çok pis yemek seçerdim. Şimdi öğrenci evinde böyle bir şey mümkün olmamakla birlikte, eskiden sevmediğim bir çok şeyi büyük bir afiyetle ve hayranlıkla yediğime ben de şaşırıyorum aslında. İştahımın açılması bir yana, yeni yeni lezzetler keşfetmiş olmam benim için büyük bir zevk 🙂

2 hafta önce Buca’da bir balık restoranı keşfettik. Eğitim fakültesinin karşısında olan Çipura Balıkeviydi burası. Gözümüze çarptı, bir gün oraya gidelim dedik. Fiyatlar gerçekten çok ucuz ve balıklar çok leziz. Arada bir değişiklik yapmak isteyenler uğramalı. Biz bu değişikliği 2 hafta içerisinde 2 kez yaptık yalnız 🙂 O kadar özlemişiz balığı. Bir uskumru porsiyon bir de balık ekmek (sardalye) yedim anca doydum. Fotoğrafını da çekmiştim tabağımın onu da eklerim bir ara .)

Ne diyorduk efendim, balık gerçekten arada bir muhakkak yenmesi gereken bir güzellik. O kendine has tadı başka hiç bir yiyecekten alamıyorsunuz, mümkünatı yok..

Az bişeyle doymam ben

Zaman çok çabuk geçiyor. Son yazımın üzerinden neredeyse 1 ay geçmiş. Bu süre içindeki en fazla tükettiğim yiyeceklerden size de bir tavsiye olması babından söz edeyim dedim. Geçen haftalarda Tavuklu Sandviç yaptım. Sade bir tavuk lezzetsizdir, tavuğu leziz yapan yanındaki ekstralardır elbette, ben de bunu bildiğim ve ağzımın tadına güvendiğim için aklıma gelen şeyleri koydum sandviçin içine ve ortaya harika bir şey çıktı. 3 gün boyunca tavuklu sandviç yemiştim ve bir o kadar da yerdim aslında ama malzemeler bitti. Sonra da yeter madem bu kadar deyip başka bir şeye geçtiğimi hatırlıyorum. Öncelikle kısaca nası bi sandviçten bahsediyorum anlatayım, kuş başı doğranmış kızarmış tavuk göğsü,biber,soğan,marul,domates,patates kızartması (super fresh tercihen, gerçekten ucuza geliyor,soyma derdi yok ve aşırı leziz) , mayonez,karabiber,kırmızı biber,tuz,kimyon.. e daha sayayım mı, kısaca ne varsa attım içerisine, mümkünse susamlı ekmeğe tabi 😉 bir de ayran aldım.. Sabah akşam onu yedim 🙂 Geçen gün de Mantar sote yaptım, yine tavuklu ve çeşitli baharat takviyeliydi. Onu da afiyetle tükettim.

Her neyse nereye gelecektim. Az bişeyle doymuyorum ben. Mesela dün akşam evde yiyecek olarak sadece bir parça ekmek,haydari,rus salatası ve peynir,zeytin,domates vardı. Şimdi e daha ne istiyosun dediğinizi duyar gibiyim ama bunlardan hangisi doyurucu bişey sorarım size? Bunların hepsi yan aperatifler, yemek yerken sofrada bulunması gereken bir tür salata,meze bunlar. O yüzden bunlarla doyamayacağımın farkına üzülerek vardım. Bir an önce uyuyup sabah olmasını bekledim. Neticede öyle de olmuştu..

Anne yemeği transportasyonu

Annem çok iyi yemek yapar. Şimdi herkes annesinin yaptığı yemeği beğenir ama benimki bir başkadır. Üniversiteden önce ailemle kalıyorken alıştık yemeğimizin önümüze gelmesine, yaban ellere gidince fakr-u zaruret içerisinde yaşadığımı hisseden ve beni yemeklerinden mahrum bırakmayan annem ayda 1 kez dahi olsa benim için bir dolu yemek yapar,kavanozlara koyar kargoya teslim eder ve bana ulaştırır 🙂 Evde bir kaç gün de olsa mutfağın festival havasında geçmesini o ev yemeklerine borçluyum. Bir kaç gün önce talep ettiğim yemekler olan pırasa,semizotu,nohut,işkembe çorbası ve bezelyeli patatesli köftenin elime ulaşmasıyla sevinçten ne yazacağımı şaşırıyorum şu an. Zil çaldığında kapıda kargo firmasını ve elindeki koca kutuyu görünce “reinforcements has arrived” dedim gülümseyerek..

Ev yemekleri her zaman hazır gıdalardan daha sağlıklı,ucuz ve lezzetlidir. Hazır gıdaları tercihin en büyük sebebi tabi ki hazır olması ve kolay ulaşılabilmesi.. Ev yemeği hazır olunca, bir de insanın kendi annesi tarafından yapılmış olunca tadına doyum olmuyor. Pilav eklentisiyle anne yemeği stokumu 1 hafta elimde tutmak için kolları sıvadım 🙂

Hepimiz rahatça tüketiyoruz!

Hepimiz tüketiyoruz, hepimiz tıka basa yiyoruz. Tüketilecek şeylerin bu denli fazla olduğu ve az bir miktar parası olan herkesin karnını doyurabildiği üstüne tatlısını da yiyebildiği günümüzde elimizin altında olan yiyeceklerin çeşitliliğinden bahsetmek istedim biraz.

Küresel ısınma ile birlikte gelen kuraklık yakın geleceğimizi tehdit etse de aslında -fakir ülkeleri saymazsak- evrensel bir bolluk içerisinde yaşadığımız aşikar. Tarımsal alanda çok verimli olan ülke topraklarımız sayesinde bulamadığımız şey yok. Ama üreticiler için de aynı şeyi söylemek mümkün değil.

Annem Sakarya’lıdır benim. Orası pek sevdiğim bir memleket olduğu için ben de sürekli annemin köyünü ziyaret ederim. Oradaki akrabalar da diğer sakinler gibi tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktalar. Yalnız bu işi sevdiğinden değil gelenekselleştiğinden ve mecbur olduklarından yapıyorlar. Çünkü ürettiklerinin getirilerinden hiç memnun değiller. Şuan sofranıza gelen ve atıyorum 1 ytl’ye aldığınız soğanın kilosunu köylüler aslında kaç kuruşa satıyor biliyor musunuz? Köylüler ürettikleri şeyi sebze-meyve hallerine satıyorlar. Pazarlara,manavlara ve marketlere buradan geliyor her şey ve ulaşım,depolama,servis masrafları da işin içine gelince aldığınız şeyler üretim fiyatından epey uzaklaşmış oluyor. Ama yine de bize çok ucuz gibi geliyor her şey.. Bize bu kadar ucuz gelirken aslında ne kadar daha ucuza temin edebileceğinizi öğrenmek isterseniz sizi şöyle olalım :

Yazın eğer imkanınız varsa Pamukova üzerinden geçmenizi tavsiye ederim. Asfalt kenarındaki bahçelerde çalışan yer sahiplerini göreceksiniz. Oturun bir muhabbet edin, çok misafirperverdirler zaten, hemen ikram da ederler size birşeyler. Burada yazın karşılaşacağınız şeftali,domates,soğan vs. gibi ürünlerin fiyatlarını sorun ve farkı görün.

Yazımda ürünlerin çeşitliliğinden bahsetmek isterken birden bire köylülerin memnuniyetsizliğine odaklandığımı farkettim. Olsun,aslında bunlar arasında böyle önemli bir bağlantı da var. İktisatta hatta böyle bir üretici teorisi vardı, bilenler uyarsın şimdi unuttum adını. Ürün ne kadar çok olursa o kadar ucuza satılır. Ertesi sene de üreticiler bir önceki ürün yerine farklı ürün üretirler, dolayısıyla azalan ürünün de fiyatı artmış olur. Ülkemizde bu teoremin neredeyse her üründe(özellikle fındıkta) her sene pratiğe dönüştüğünü biliyor muydunuz?

Kelimeyiyen

Tam da burasını aksattığımı düşünüyordum. Bugün gmail’ime bir mail geldi. Bir arkadaş Sofrabezi’ni google’dan keşfetmiş ve hakkında düşüncelerini yazmış. Buradan bir insana ulaşabildiğim ve ayrıca benimle aynı hislere sahip olan bir insanla tanıştığım için memnuniyet duydum. Kendisini de buradan ifşa ediyoruz 🙂 kelimeyiyen.blogspot.com adresinde sofrabezi konseptine yakın yazılar yazılıyor. Gerçekten çok hoş bir blog. Ayrıca internette bu konuda az sayıda olan içeriğe katkı sağlayacağını düşünüyorum. Sofrabezi’ni takip edenlerin kelimeyiyen‘den de keyif alacaklarını düşünüyorum.

« Older entries